Gebelik Zehirlenmesi Nedir?

Annenin ve bebeğin hayatını tehlikeye sokan gebelik zehirlenmesi nasıl oluşur? Nasıl anlaşılır?

Merak, endişe ve tatlı bir heyecanın buluştuğu hamilelik, aslında oldukça sürpriz dolu bir dönemdir. Doğuma kadar geçen sürede anne adayı bebekte meydana gelen ve hissettiği her değişime karşı endişeli olabiliyor. Bu nedenle gebelikte doktor kontrolünün düzenli olması ve annenin de bebeğin de risklerden mümkün olduğunca korunması gerekiyor.

Gebelikte birçok istenmeyen durum söz konusu olabiliyor. Annenin ve bebeğin hayatını riske atacak olan bu durumlara hazırlıklı olmak ve bilinçli olmak gerekiyor. Bunların başında gelen preeklampsi yani gebelik zehirlenmesi anne adaylarını en fazla korkutan durumların başında geliyor. Bebeğin bağışıklık sistemi tarafından reddedilmesi bu duruma neden oluyor.

Gebelik Zehirlenmesi Nasıl Ortaya Çıkıyor?

Gerçek anlamdaki zehirlenmeyle herhangi bağlantısı bulunmayan gebelik zehirlenmesi, el, ayak ve yüzde şişkinlik, idrarda fazla miktarda protein atılımı, yüksek tansiyon gibi durumlarla ortaya çıkabiliyor. Preeklampsi, hamilelikte sara nöbetine benzer krizlere yol açabiliyor ve buna eklampsi adı veriliyor.

Gebelik sırasında kadınlardaki beyaz kan hücrelerinin işleyişi gebelik hormonları tarafından değişime uğruyor. İşlevi değişen beyaz kan hücreleri yani akyuvarlar, anneden bebeğe giden besinlerin ulaşmamasına yol açacak riske sahip plasentadaki kan hücrelerinin zarar görmesini engelliyor. Aynı zamanda bu kan hücrelerinin düzenli şekilde gelişmesinde de rol alıyor.

Bilim insanlarına göre akyuvarlar zararlı ve kötü oldukları için gebelik zehirlenmesine yol açıyor. Ancak yapılan testler sonucunda sağlıklı kadınlarda akyuvarların bir türevi olan T hücresine rastlanmış. Bu hücrelerin beraber çalışması sonucunda plasentanın normal gelişimine katkı sağladığı belirlenmiş.

Bu durumun açıklığa kavuşturduğu ise şu oluyor: Normal gebelikte babadan gelen DNA, bebeğin bağışıklık sistemiyle uyum sağlamasına rağmen, yüksek kan basıncına neden olan gebelik zehirlenmesi kadınlarda, T hücreleri ve beyaz kan hücreleri ilişkilendirilemediği için bebeğin bağışıklık sistemiyle uyum sağlanamıyor.

Bu nedenle bilim insanları bebeğin plasentadaki kan hücrelerinin olması gereken şekilde üreyemeyeceğini ve doğduğunda çok küçük olabileceklerini söylüyor. Bu durum, anne adayının aşırı kilolu olması ya da aile geçmişinde bu durumun yaşanması nedeniyle özellikle 40 yaş üstü kadınlarda anne ve çocuğun hayatını kaybetmesine yol açabiliyor.

Bunun önüne geçebilmek için araştırmacıların bulduğu çözüm ise kadınlardaki beyaz kan hücrelerinin alınarak, yerine ek hormon tedavisi yapılması gerektiği. Ancak bunun doğru bir çözüm olacağı, henüz net bir sonuca bağlanmış değil.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir